HIV ve AIDS Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey

HIV Nedir ?

HIV, bağışıklık sistemine zarar veren ve farklı türleri bulunan bir virüstür. Tedavi edilmediğinde HIV, T hücresi olarak bildiğimiz  bir tür bağışıklık hücresi olan CD4 hücrelerine saldırır ve öldürür. Belirli bir zaman sonra , HIV virüsü daha fazla CD4 hücresini yok eder ve böylece vücudun çeşitli hastalıklara ve kansere yakalanma olasılığı da artar.

HIV virüsü , kan, meni, vajinal sıvılar, rektal sıvılar  ve anne sütü ile bulaşır. Virüs hava veya su ya da her hangi bir yere temas etmekle aktarılmaz.

HIV kendini hücrelerin DNA’sına kopyalar ve ömür boyu orada kalır. Yoğun çalışılan bir konu olmasına rağmen HIV’i vücuttan sökebilen hiçbir ilaç yoktur. Antiretroviral tedavi ile (ART) ve HIV’i kontrol altında tutarak bu virüsle uzun yıllar yaşamak mümkündür.

Tedavi olunmadığında, AIDS olarak bildiğimiz Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu gelişir.

Bu noktada, vücudun savunma mekanizması başka  hastalıklara ve koşullara da yanıt veremeyecek şekilde zayıflar.

AIDS tedavi edilmediğinde ve son aşamaya ilerlediğinde ortalama yaşam süresi yaklaşık 3 yıldır. Antiretroviral tedavi ve iyi bakım koşullarında yaşam süresi, HIV bulaşmamış biriyle neredeyse aynı olabilir.

Dünya genelinde milyonlarca kişi hücrelerinde bu virüsle yaşamasına rağmen bir kısmının bu durumdan haberi bile  olmaz.

Kısaca HIV’den bahsettiğimize göre artık AIDS’e geçebiliriz.

AIDS Nedir ?

Çoğu zaman eş anlamlıymış gibi düşünülse de aslında AIDS HIV’in en ileri aşamasıdır. Bir kişide HIV olması, AIDS’in gelişeceği anlamına gelmez.

HIV, CD4 hücrelerine saldırır ve öldürür. Sağlıklı yetişkinlerin CD4 sayısı genellikle milimetre küp başına 500 ila 1.600 arasındadır. CD4 sayısı milimetre küp başına 200’ün altına düşen HIV’li bir kişiye AIDS teşhisi konulacaktır.

HIV olan ve başka bir enfeksiyon veya kansere yakalanan bir kişiye de AIDS teşhisi konulabilir.

Tedavi edilmeyen HIV, on yıl içinde AIDS’e dönüşebiliyor. Şu anda AIDS için bir tedavi bulunmuyor.

Akciğer iltihaplanması, tüberküloz, sitomegalovirüs (CMV), beyinde mantar hastalığı olan kriptokokal menenjit, bir parazitin neden olduğu beyin hastalığı olan toksoplazmoz ve farklı türde kanserler  AIDS hastalarının savunmasız kalacağı hastalıkların sadece bazılarıdır.
Tedavi edilmeyen AIDS ile bağlantılı kısa yaşam süresi, sendromun doğrudan bir sonucu değildir. Bu AIDS tarafından zayıflatılmış bir bağışıklık sistemine sahip olmaktan kaynaklanan hastalıkların  bir sonucu olacaktır.

HIV ve AIDS Bağlantısı nedir?

AIDS hastası olmak demek mutlaka kişinin HIV kapmış olması anlamına gelir. Ancak HIV taşıyor olması, mutlaka birisinin AIDS hastası olacağı anlamına gelmiyor.

HIV  üç aşamada ilerler:

aşama 1: virüsü kaptıktan sonraki ilk birkaç hafta, buna akut aşama denir.
aşama 2: klinik gecikme veya kronik aşama
3. aşama: AIDS
HIV, CD4 hücre sayısını düşürdükçe bağışıklık sistemi zayıflar. Genellikle sıradan bir  yetişkinin CD4 sayısı milimetre küp başına 500 ila 1.500 arasındadır. Değerleri 200’ün altında olan bir kişinin AIDS olduğu kabul edilir.

Bir HIV vakasının kronik aşaması kişiden kişiye önemli ölçüde farklılık gösterir. Tedavi olmaksızın, AIDS’e dönüşmesi  yaklaşık on yıl kadar sürebilir. Tedavi ile bazen hiç ilerlemez.

Şu anda HIV için bir tedavi yok, ancak iyi idare edilirse. HIV’li kişiler, antiretroviral tedavi ve erken teşhis ile genellikle normale yakın bir yaşam süresine sahip olurlar.

Aynı şekilde, şu anda AIDS için teknik olarak bir çözüm yok. Ancak tedavi, bir kişinin CD4 sayısını, artık AIDS olmadığı düşünülen noktaya kadar artırabilir. (Bu değer 200 veya daha yüksek bir hücre sayısıdır demiştik.)

Ayrıca tedavi, genellikle fırsatçı enfeksiyonların dizginlenmesine yardımcı olabilir.

HIV ve AIDS birbiriyle bağlantılıdır, ancak aynı şeyler değildir.

HIV bulaşması hakkındaki gerçekler

HIV herkese bulaşabilir. Vajinal veya anal seks yolu en yaygın bulaşma yollarıdır. Enjeksiyon için kullanılan iğneler, şırıngalar ve diğer öğeleri paylaşarak kullanmak, dövme ekipmanlarını kullanımlar arasında sterilize etmeden kullanmak en bilinen bulaşma yollarıdır.  Ayrıca, hamilelik, doğum veya hamile bir kişiden bebeğine doğum sırasında ya da emzirme döneminde bulaşabilir. Bebeği beslemeden önce çiğneme yoluyla onu beslemek de bebeğe HIV bulaştırma yolu olabiliyor.

Virüs ayrıca bir kan nakli veya organ ve doku nakli yoluyla da bulaşabilir. Bununla birlikte, kan, organ ve doku bağışçıları arasında HIV testleri titizlikle uygulanacağından bu durumlar pek gerçekleşmez. Oral seks (yalnızca kişinin ağzında diş eti kanaması veya açık yaralar yoksa), HIV’li bir kişi tarafından ısırılma ( tükürük kanlı değilse veya kişinin ağzında açık yaralar yoksa),Çatlak cilt, yaralar veya mukoza zarları ile HIV virüsü taşıyan birinin kanı arasındaki temas, teorik olarak mümkün bulaşma yolları olsa da çok nadir bulaşma şekilleridir.

Cilt teması, sarılmak, el sıkışmak veya öpüşmek, hava veya su, yiyecek veya içecek paylaşmak, tükürük, gözyaşı veya ter (HIV’li bir kişinin kanıyla karışmadıysa), tuvalet, havlu veya yatak takımını paylaşmak, sivrisinekler veya diğer böcekler (eğer HIV taşıyan kişi tedavi ediliyorsa ve sürekli olarak düşük bir viral yüke sahipse) yoluyla virüsün başka bir kişiye bulaşması neredeyse imkansızdır.

HIV nasıl ortaya çıktı ?

HIV, Afrika şempanzelerine bulaşabilen bir virüs çeşididir. Bilim insanları, virüsün şempanze eti tüketildiğinde şempanzelerden insanlara sıçradığından şüpheleniyorlar.

İnsanlar arasında yayıldıktan sonra, virüs mutasyona uğradı ve şimdiki HIV virüsüne dönüştü. Muhtemelen 1920’lere gerçekleşen buydu. HIV,  on yıllar içinde Afrika’da insandan insana yayıldı. Sonunda virüs dünyanın diğer bölgelerine de ulaştı. Bilim adamları HIV’i ilk olarak 1959’da bir insan kanı numunesinde keşfettiler. HIV Amerika Birleşik Devletleri’nde 1970’lerden beri bulunuyordu, ancak 1980’lere kadar insanların dikkatini çekmedi. Türkiye’de ise ilk dikkat çekici vaka 1985 yılında görüldü.

HIV’i teşhis etmek için kullanılan testler nelerdir?

Antikor / antijen testleri

Antikor / antijen testleri en sık kullanılan testlerdir. Bu testler ile  kanda antikor ve antijen olup olmadığına bakılır. Antikor, vücudun bir enfeksiyona yanıt vermek için ürettiği bir protein türüdür. Antijen ise , virüsün bağışıklık sistemini harekete geçiren kısmıdır.

Antikor testleri

Bu testler yalnızca kandaki antikorları kontrol eder. Virüsü kaptıktan 23 ila 90 gün  sonra çoğu insan kanda veya tükürükte bulunabilen  HIV antikorları geliştirecektir.

Bu testler, kan testleri veya ağız temizleme çubukları kullanılarak yapılır ve herhangi bir hazırlık yapılmasına gerek yoktur. Bazı testler 30 dakika veya daha kısa sürede sonuç verir.

Nükleik asit testi (NAT)

Bu pahalı bir test çeşididir ve genel tarama için kullanılmamaktadır. Genellikle  HIV’in erken belirtileri olan veya bilinen bir risk faktörü olan kişiler içindir. Bu test antikorları hedeflemez; virüsün kendisini arar.

HIV’in kanda tespit edilebilmesi için 5 ila 21 gün arasında bir süre geçmesi gerekiyor. Bu test genellikle  kesinlik kazanması açısından bir antikor testiyle birlikte onaylanır.

HIV pencere dönemi nedir?

HIV bulaşması ile kanda tespit edilebilir hale gelmesi arasındaki süreye HIV pencere dönemi denir. Çoğu insan, 23 ila 90 gün içinde saptanabilir HIV antikorları geliştirir.

Bir kişi pencere döneminde HIV testi yaparsa, muhtemelen  test yanıltıcı olacak ve sonuç negatif olur. Ancak bu süre zarfında virüsü yine de başkalarına bulaşabilir.

Birisi HIV’e maruz kalmış olabileceğini düşünür ancak bu süre içinde negatif test edilirse, testi birkaç ay içinde tekrar edilmelidir (zamanlama kullanılan teste bağlıdır). Ve bu süre zarfında, muhtemel HIV’in yayılmasını önlemek için prezervatif veya başka bariyer yöntemleri kullanmak gereklidir.

HIV’in erken belirtileri nelerdir ?

HIV bulaştıktan sonraki ilk birkaç hafta akut enfeksiyon aşaması olarak adlandırılır. Virüs hızla çoğalır. Kişinin bağışıklık sistemi, enfeksiyona yanıt vermek için HIV antikorlarını üretir. Bu aşamada, bazı kişilerde ilk başta hiçbir belirti görülmez. Bununla birlikte, birçok kişi virüse yakalandıktan sonraki ilk ay içinde belirtileri yaşar, ancak  sebebinin HIV olduğunu fark etmezler.

Bunun nedeni, akut evre semptomlarının grip veya diğer mevsimsel virüslerin semptomlarına çok benzer olabilmesidir, örneğin: ateş, titreme, şişmiş lenf düğümleri, genel ağrı, deri döküntüsü, boğaz ağrısı, baş ağrısı, mide bulantısı.
Bu semptomlar grip gibi yaygın hastalıklara benzerdir, kişi bir sağlık uzmanına görünmesi gerektiğini düşünmeyebilir. Hatta sağlık uzmanları da HIV’i düşünmeden grip veya mononükleozdan şüphelenebilir.

Kişinin  bu dönemde viral yükü çok yüksektir. Viral yük, kan dolaşımında bulunan HIV miktarıdır. Yüksek viral yük, HIV’in bu süre zarfında başka birine kolayca bulaşabileceği anlamına gelir.

HIV semptomları kişiden kişiye değişebilir.

HIV’in belirtileri nelerdir?

İlk aydan sonra, HIV klinik gecikme aşamasına girer. Bu aşama birkaç yıldan birkaç on yıla kadar sürebilir.

Bazı kişilerde bu süre zarfında herhangi bir semptom görülmezken, bazılarında minimal veya HIV’e  spesifik olmayan semptomlar oluşabilir. Spesifik olmayan semptom, özel bir hastalık veya durumla ilgili olmayan bir semptomdur.

  • Bu spesifik olmayan semptomlar şunları içerebilir:baş ağrıları ve diğer ağrılar
    şişmiş lenf düğümleri
    tekrarlayan ateş
    gece terleme
    halsizlik
    mide bulantısı
    kusma
    ishal
    kilo kaybı
    tekrarlayan oral veya vajinal mantar enfeksiyonları
    akciğer iltihaplanması
    zona hastalığı
  • Kişi test edilmedikçe HIV taşıdığını bilmeyecektir. Bu semptomlara sahip kişiler  HIV’e maruz kalmış olabileceklerini düşünüyorlarsa, test yaptırmaları önemlidir.Bu aşamadaki HIV semptomları artar  ya da azalır veya hızla ilerleyebilir. Bu ilerleme, tedavi ile önemli ölçüde yavaşlatılabilir. Kronik HIV onlarca yıl sürebilir ve tedaviye yeterince erken başlanırsa muhtemelen AIDS’e dönüşmeyecektir.

Döküntü bir HIV belirtisi midir?

HIV’li birçok kişi ciltlerinde değişiklikler yaşar. Döküntü, genellikle bir HIV enfeksiyonunun ilk semptomlarından biridir.  HIV döküntüsü, düz ve kabarık çok sayıda küçük kırmızı lezyon olarak görünür. HIV, bir kişiyi cilt sorunlarına daha duyarlı hale getirir çünkü virüs o sırada, enfeksiyona karşı önlem alan bağışıklık sistemi hücrelerini yok ediyordur.

Döküntü ilaçlardan da  kaynaklanabilir. HIV veya diğer rahatsızlıklar için kullanılan bazı ilaçlar kızarıklığa neden olabilir.

Bu tür döküntüler genellikle yeni bir ilaca başladıktan sonra bir hafta veya 2 hafta içinde ortaya çıkar. Bazen kızarıklık kendiliğinden geçer. Aksi takdirde, ilaçlarda değişiklik yapılması gerekebilir.

Erkeklerde ve Kadınlarda HIV semptomları farklı  mı?

HIV semptomları kişiden kişiye değişir, ancak erkeklerde ve kadınlarda benzerdir. Bu semptomlar artıp azalabilir veya giderek kötüleşebilir.

HIV semptomları ile ilgili olmasa da, HIV’li kadınlar için bir başka risk, virüsün hamilelik sırasında bebeğe bulaşabilmesidir. Bununla birlikte bu durumda uygulanacak güvenli kabul edilen tedaviler bulunur.

AIDS’in belirtileri nelerdir?

AIDS, edinilmiş immün yetmezlik sendromunu ifade eder.  Tipik olarak uzun yıllar tedavi edilmeyen HIV nedeniyle bağışıklık sistemi zayıflar.

HIV antiretroviral tedavi ile erken bulunur ve tedavi edilirse, kişi genellikle AIDS geliştirmez. Ancak HIV’li kişiler, sürekli olarak antiretroviral tedavilerini almazlarsa AIDS geliştirebilirler. Ayrıca antiretroviral tedaviye yanıt vermeyen dirençli bir HIV türüne sahiplerse AIDS geliştirebilirler.

Tutarlı tedavi olmaksızın, HIV ile yaşayan insanlar daha erken AIDS geliştirebilirler. O zamana kadar, bağışıklık sistemi oldukça hasar görür .

Antiretroviral tedavinin kullanılmasıyla, bir kişi, onlarca yıldır AIDS geliştirmeden kronik bir HIV  durumunu sürdürebilir.

  • AIDS belirtileri şunları içerebilir:tekrarlayan ateş
    koltuk altı, boyun ve kasıkta lenf bezlerinin şişmesi
    kronik halsizlik
    gece terleme
    cilt altında veya ağız, burun veya göz kapaklarında koyu lekeler
    ağız ve dil, cinsel organlar ve anüs yaraları, lekeleri veya lezyonları
    ciltte şişlikler, lezyonlar veya döküntüler
    tekrarlayan  ishal
    kilo kaybı
    konsantre olma, hafıza kaybı  gibi nörolojik problemler
    Kaygı ve depresyon

    Antiretroviral tedavi

    HIV için ana tedavi, virüsün üremesini durduran ve günlük ilaçların bir birleşiminden oluşan antiretroviral tedavidir. Bu, CD4 hücrelerinin korunmasına yardımcı olarak bağışıklık sistemini hastalığa karşı önlem alacak kadar güçlü tutar.

    Antiretroviral tedavi, HIV’in AIDS’e ilerlemesini önlemeye yardımcı olur. Ayrıca, HIV’i başkalarına bulaştırma riskini azaltmaya yardımcı olur.

    Tedavi etkili olduğunda, viral yük “tespit edilemez” olacaktır. Kişide hala virüs bulunacak , ancak  test sonuçlarında görünmeyecektir. Virüs hala kişinin vücudunda olacağından  antiretroviral tedavi bırakılırsa, viral yük tekrar artacak ve HIV CD4 hücrelerine tekrar saldırmaya başlayacaktır.

 

 

One thought on “HIV ve AIDS Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir