İnsanlığın Karşılaştığı En Ölümcül Virüsler

Tarih boyunca insanlık virüs kaynaklı hastalıklarla savaştı. Aşılar ve antiviral ilaçlarla çoğunu engelledik, hatta çiçek hastalığını  tamamen yok ettik( evet sadece tek bir viral hastalığı yok edebildik).

Yine de  virüslere karşı  kazanmanın çok uzağındayız. Son yıllarda, bazı virüsler hayvanlardan insanlara sıçradı ve  can kayıplarıyla sonuçlanan büyük salgınları tetikledi. Örneğin  2014-2016 yıllarında Batı Afrika’da Ebola salgınına neden olan virüs türü, enfekte ettiği insanların% 90’ını öldürerek virüslerin ne derece tehlikeli olabileceğini hatırlatmıştı.

Aşağıda bazı ölümcül virüs türlerini anlatmak istedim. Bunlar bulaştığı kişiyi öldürme olasılığına ve kaç kişinin ölümüne sebep olduklarına göre seçilmiş en ölümcül virüslerdir.

MERS-CoV

Orta Doğu solunum sendromuna veya MERS olarak bilinen hastalığa neden olan virüs önce 2012’de Suudi Arabistan’da daha sonra 2015’te Güney Kore’de bir salgına neden oldu. MERS virüsü, SARS-CoV ve SARS-CoV-2 ile aynı virüs ailesindendir, muhtemelen yarasalardan kaynaklanmıştır. İnsanlardan önce develeri enfekte etmişti. Enfekte kişilerde ateş, öksürük ve nefes darlığı gibi şikayetler olur.

MERS  şiddetli zatürreye ilerler ve tahmini ölüm oranının% 30 ile% 40 arasında olması, onu hayvanlardan insanlara sıçrayan  koronavirüslerin en ölümcülü kılar.  MERS’in kesin bir tedavisi veya onaylanmış bir aşısı yoktur.

SARS-CoV-2

Bu yıl gündemden düşmeyen ve tüm dünyayı etkisi altına alan SARS-CoV-2, koronavirüs olarak bilinen SARS-CoV ile  aynı aileye aittir.  İlk olarak Aralık 2019’da Çin’in Wuhan şehrinde tanımlanmıştır. Virüs muhtemelen SARS-CoV gibi yarasalarda ortaya çıktı ve insanlara bir ara hayvandan bulaştı.

Virüs, ortaya çıktığından  beri dünya çapında milyonlarca  insanı etkiledi. Devam eden salgın, neredeyse her ülkede çeşitli kısıtlamalara sebep olurken bir çok ekonomik sorunu da beraberinde getirdi.

SARS-CoV-2’den kaynaklanan COVID-19 adlı hastalığın tahmini ölüm oranı yaklaşık% 2,3’tür.  Yaşlı veya altta yatan sağlık sorunları olan kişiler, ciddi hastalık veya komplikasyonlara yakalanma riski en fazla olan kişiler gibi görünmektedir. Yaygın belirtileri arasında ateş, kuru öksürük ve nefes darlığı bulunur ve hastalık ilerlediğinde  zatürreye dönüşebilir.

SARS-Cov

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre şiddetli akut solunum sendromuna bilinen adı SARS’a neden olan virüs  2002’de güney Çin’in Guangdong eyaletinde ortaya çıktı. Muhtemelen yarasalarda ortaya çıktı ve ardından misk kedisi adı verilen gece memelilerine sıçradı, daha sonra da insanlara bulaştı. Çin’de salgın haline geldi ve dünya çapında 26 ülkeyi etkiledi, 8000’den fazla insana bulaştı ve iki yılda yaklaşık 800 kişiyi öldürdü.

Bu hastalık ateş, titreme ve vücut ağrılarına neden olur ve sıklıkla akciğerlerin iltihaplandığı ve irinle dolduğu zatürreye dönüşür. Tahmini ölüm oranı% 9,6’dır , tedavisi veya aşısı yoktur. İlginç olan 2000’lerin başından bu yana yeni SARS vakası bildirilmemiştir.

ROTAVİRÜS

Bebekler ve küçük çocuklar arasında ciddi ishalin sebebidir. Neyse ki çocukları korumak için artık iki mevcut. Virüs, dışkı-ağız teması ile  hızla yayılabilir.

Gelişmiş ülkelerde çocuklar nadiren rotavirüs enfeksiyonundan ölüyor fakat  gerekli tedavilerinin yaygın olarak bulunmadığı gelişmekte olan ülkelerde bu hastalık ciddi bir sorun olarak öne çıkıyor.

Dünya Sağlık Örgütü, 2008 yılında dünya genelinde 5 yaşından küçük 453.000 çocuğun rotavirüs enfeksiyonundan öldüğünü tahmin ediyor. Ancak aşıları uygulayan ülkeler hastaneye yatış ve ölümlerde gözle görülür bir azalma olduğunu bildiriyor.

DANG HUMMASI ( DENGUE)

Dang virüsü 1950’lerde Filipinler ve Tayland’da ortaya çıktı ve o zamandan beri dünyanın tropikal ve subtropikal bölgelerine yayıldı. Dünya nüfusunun% 40 kadarı şu anda dang hummasının endemik (endemik = belirli bir bölgeye ait canlı türleri için kullanılır)  olduğu bölgelerde yaşıyor ve hastalık sivrisineklerle taşındığından küresel ısınma ile birlikte daha da yayılacak.

Dang hastalığı yılda 50 ila 100 milyon kişiyi hasta ediyor. Ölüm oranı diğer bazı virüslerden daha düşük olmasına rağmen, dang hemorajik (kanamalı) ateşi olarak adlandırılan Ebola benzeri bir hastalığa neden olabiliyor. Bu durum tedavi edilmezse% 20 ölüm oranına sahiptir.

Dang hastalığına yönelik bir aşı, 2019 yılında  9-16 yaş arası çocuklarda kullanılmak üzere onaylandı. Bazı ülkelerde, 9-45 yaşındakiler için onaylanmış bir aşı bulunuyor, ancak aşılanacak olan insanların geçmişte dang hastalığına yakalanmış olması gerekir. Daha önce virüse yakalanmayanlar  için, aşı yapıldığında şiddetli dang hastalığına yakalanma riski bulunuyor.

İNFLUENZA ( GRİP )

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre tipik bir grip sezonunda yarım milyon insan hastalıktan ölebilir. Bazen yeni bir grip türü ortaya çıktığında hastalık daha hızlı yayılabilir ve daha da fazla insanı öldürme potansiyeline sahip olur.

İspanyol gribi olarak da bilinen en ölümcül grip salgını 1918’de ortaya çıkmıştı ve  dünya nüfusunun yaklaşık % 40’ı hastalanmıştı. Tahminlere göre 50 milyon insan hayatını kaybetti.

Bazı bilim insanları 1918 grip salgını gibi bir salgının  tekrar ortaya çıkmasının mümkün olduğunu düşünüyor.

HANTAVİRÜS

Hantavirüs pulmoner sendromu (HPS) 1993 yılında ABD’de ortaya çıktı. Hastalık, sağlıklı, genç bir adam ve nişanlısının aniden ortaya çıkan nefes darlığı şikayetleriyle  günler içinde öldüklerinde dikkatleri üzerine çekmişti. Birkaç ay sonra, hantavirüsü, enfekte insanlardan birinin evinde yaşayan bir  fareden izole edildi. ABD’de 600’den fazla kişi HPS’ye yakalandı ve% 36’sı hastalıktan öldü.

Virüs insandan insana bulaşmıyor, insanlar hastalığı enfekte farelerin dışkılarına maruz kaldıklarında kaparlar.

ÇİÇEK VİRÜSÜ( Variola vera)

1980’de  dünya, çiçek hastalığından tamamen arındırıldı. Ancak daha önce, insanlar çiçek hastalığıyla binlerce yıl savaştı. Hastalık, enfekte olanların yaklaşık 3’te 1’ini öldürdü. Hayatta kalanlarda, kalıcı yara izleri ve çoğu zaman körlük bıraktı.

Tarihçiler, Amerika’daki yerli nüfusun% 90’ının Avrupalı kaşifler tarafından getirilen çiçek hastalığından öldüğünü tahmin ediyor. Sadece 20. yüzyılda çiçek hastalığı 300 milyon insanın ölümünden sorumludur.

HIV

Belki modern dünyanın en ölümcül virüsü  HIV  (İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü) olabilir. Virüs insan bağışıklık sistemi hücrelerine saldırır ve vücut en hafif enfeksiyon ve hastalıkta bile savunmasız duruma düşer. Doktorlar günümüzün en büyük katili diyorlar HIV için. Hastalık 1980’lerin başında ilk kez fark edildiğinden bu yana yaklaşık 32 milyon kişi HIV’den öldü.

Etkili antiviral ilaçlar, insanların HIV ile yıllarca yaşamasını mümkün kılmıştır. Ancak hastalık,düşük ve orta gelirli ülkeleri harap etmeye devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü Afrika bölgesindeki her 25 yetişkinden 1’inin HIV pozitiftir olduğunu belirtiyor.

RABIES (KUDUZ)

1920’lerde hayvanlara yönelik geliştirilen kuduz aşıları, hastalığın gelişmiş ülkelerde yayılmasını engelleseler de, bu virüs Hindistan’da ve Afrika’nın bazı bölgelerinde ciddi bir sorun olmaya devam ediyor.

Beyne saldıran bu hastalığa karşı aşı ve tedavi mevcut, bu yüzden birisi kuduz bir hayvan tarafından ısırılırsa  tedavi şansı yüksek. Ancak, tedavi  edilemediğinde ölme olasılığı % 100 .

EBOLA VİRÜS

Bilinen ilk Ebola salgını, 1976’da Sudan Cumhuriyeti ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde aynı zamanda meydana geldi. Ebola, kan veya diğer vücut sıvıları veya enfekte insan veya hayvanlardan alınan dokularla temas yoluyla yayılır. Ebola kendi içinde farklılıklar gösteriyor ve bu ne kadar ölümcül olduğunu belirleyen önemli bir faktör.

Bir tür, Ebola Reston, insanları hasta bile etmezken  Bundibugyo türü için ölüm oranı% 50’ye kadar ve Sudan türü için% 71’e kadar çıkıyor.

MARBURG VİRÜSÜ

Bu virüs, 1967’de, Uganda’dan ithal edilen enfekte maymunlara maruz kalan Almanya’daki laboratuvar çalışanları arasında küçük salgınlar meydana geldiğinde tespit edildi. Marburg virüsü, Ebola’ya benzer, çünkü her ikisi de hemorajik ateşe neden olabilir, yani virüsü kapanlarda yüksek ateş, vücutta şok, organ yetmezliği ve ölüme yol açabilecek kanamalar gelişir.

İlk salgında ki ölüm oranı% 25’ti, ancak Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki 1998-2000 salgınının yanı sıra Angola’daki 2005 salgınında% 80’den fazlaydı.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir